top of page

Röportaj: Deprem Sonrası Kent Yeniden İnşası ve Dayanıklı Toplumlar için Stratejiler

Güncelleme tarihi: 17 Nis 2023



Masion Française: Mimarlık ve yapı tasarımı, deprem sonrasında nasıl fayda sağlar? Mimar Şenol Gökner: Yapı tasarımı multidisipliner bir süreçtir. Mimar bu sürecin zorunlu orkestra şefi pozisyonunda olup yapı tasarımı süreçlerini işverenin talebi ile başlatır, bir parçası olarak kendi üretimini yapar ve diğer paydaşlarının üretimlerini yönetir.
İyi yönetilmiş yapı tasarım süreçleri mimari estetik ve fonksiyonel çözümler bakımından mimarın katacağı değer kadar, diğer paydaşların da doğru ve nitellikli çözümler sunması ile mümkün olur. Her yapının hikayesi, şehir plancıların yapılarımızı inşa edeceğimiz alanlar ile ilgili ilk yerleşim kararları ve imar parametrelerini belirlemeleri ile başlar. Aslında bu başlangıç hepimizin deprem sırasında ve sonrasındaki yaşayacaklarımızı belirleyen ana kararların doğuş anıdır. Yapılar şehirden bağımsız değildir. Bu doğum anında yapılan hatalar veya doğrular bir bebeğin büyümesi gibi ilerleyen süreçte büyüyerek devam eder.
Doğru konumda doğru kriterlerle tasarlanmış şehirlerde yer alan, nitelikli mimari ve mühendislik hizmeti ile üretilen yapılar için kaydedilmiş en yüksek büyüklükteki depremlerde, süreci yapı kaynaklı hiç can kaybı olmadan atlatmamız mümkündür. Bu noktada ekonomik parametreler önem kazanır. Biz eğer deprem dirençli binalar yapamıyorsak deprem dirençli şehir planlaması yapmak durumundayız. Bu da az katlı hafif binaları işaret etmektedir. Bu kayıp projeksiyonlarını yaparken tüm süreçlerin ideal olarak yönetildiği durumları işaret ettiğimi vurgulamalıyım. Oysaki ülkemizde şehirlerimiz planlı değildir. Süreçler çoğunlukla en baştan başlayarak hatalı olarak ilerlemiş durumdadır.

Masion Française: Deprem, tsunami gibi doğal afetler sonrasında ağır hasar gören ya da tamamı yıkılan şehirler konumuz. Böylesi bir coğrafyada mimarlığın rolü nedir?


Mimar Şenol Gökner: Hepimizin kabul edeceği bir gerçek şu ki Türkiye, Şili veya Japonya’ya kıyasla bir mecburiyetler ülkesi değil bir seçenekler, alternatifiler ülkesidir. Ancak ülkemizde seçimler bilinçli yapılmamış şehirler organik olarak kendiliğinden büyümüş durumda. Bu sebeple deprem, tsunami veya diğer birçok doğal afet sebebi ile şehirlerimizin yıkılması tamamen bizden, yani seçimlerimizden kaynaklı olarak gerçekleşecektir. Esasında birkaç istisna dışında bilinçli seçimlerden söz etmek ülkemiz için pek mümkün görünmüyor.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ilk şehir planını Ankara için yaptırmış ve birçok konuda olduğu gibi bize nasıl şehirleşmemiz gerektiği konusunda da yol göstermişti.

1928 yılında Ankara Nazım İmar Planı için iki Alman ve bir Fransız şehir plancının davetli olarak katıldığı bir yarışma açılmıştır.
Gelen planları Mustafa Kemal Atatürk’ün de incelediği bu yarışmayı Prof. Dr. Hermann Jansen kazanır. Bugün Ankara’nın başkent olarak seçilmesi kararının deprem açısından ne kadar doğru olduğunu MTA kurumunun deprem fay haritalarına baktığımızda görebiliyoruz. Özetle mimarlıktan önce ilk ve en önemli aşama şehir plancıların ve karar vericilerin hâkimiyet alanındadır. Bu noktaya dikkat çektikten sonra mimarın rolünü detaylandırmak mümkün olacaktır.

Ülkemizde bir yapı parseline ait yerleşim kararları imar durum belgesi ile mimara verilir. Mimar işveren talepleri ve imar durumu arasında çok tanımlı bir yapısal kütle için estetik ve işlevsel kararlar vermek zorunda kalır. Mimarın kendi alanı ile ilgili yapacağı hatalar aslında çoğu zaman yapının görselliği ve kullanım kolaylığı açısından fark yaratacaktır. Çünkü çoğu zaman yapının taşıyıcı sistemi bile işveren tarafından dikte edilmektedir. Diğer proje paydaşları olan inşaat mühendisleri, jeoloji mühendisleri ve geoteknik mühendisleri projenin yapısal tasarımı açısından sorumluluk alır ve projelendirme sürecine katılırlar. İlk verilen yerleşim kararları ve imar planlaması doğru ise bundan sonra yapılan tüm çalışmalar kendi içinde doğru ilerleme potansiyeline sahiptir.

Ülkelerin afet sonrası yeniden yapılaşma politikalarında, hükümet desteği ile toplum katılım oranlarının karşılaştırılması (Garces 2017, 14).











Örnek vermek gerekirse deprem bölgesinde siz 2 katlı ve hafif yapılar yerine yüksek bir imar oranı ile çok katlı ve ağır yapılar inşa ediyorsanız depremden çok daha fazla zarar göreceksiniz demektir. Sismik hareket sebebi ile sadece tabak çanak kırılacak iken şimdi bir moloz yığınının altında kalan hayatları düşünmek zorunda kalmak söz konusudur. Bir miktar lise seviyesinde teknik bilgi vererek konuyu daha anlaşılır kılabiliriz. İvme depremin sayısal ölçüsüdür ve inşaat mühendisleri statik hesaplamalarında bu değeri kullanarak projelerini oluştururlar. Binaya etkiyen kuvvetler kütle x ivme formülüne dayanır ve siz ne kadar büyük yapılar ve ağır kütleler inşa ederseniz deprem ile aranızda o kadar büyük bir kavga olacağından bahsetmek gerekir. Bu kavgada ilk darbeyi deprem vururken bizi depremin attığı tokat değil binadaki malzemelerin vurduğu yumruklar ve tekmeler yaralamaktadır. Bu bağlamda mimarlığın rolü hafif yapı malzemeleri tercihi ile başlar ve inşaatın projeye uygunluğunun denetlenmesi olarak devam eder.

Masion Française: Dünyadan afet sonrası hayata geçirilen oldukça başarılı mimari projeler tekrar gündeme geldi. İtalya, Japonya örneğin... Siz bu projeleri nasıl yorumluyorsunuz? Örnek gösterebileceğiniz projeler var mı?

Mimar Şenol Gökner: Depreme dayanıklı yapılar yapmak sistemsel bir yaklaşımdır. Bu konuda bizim ülke olarak depreme dayanıklı değil depremde zarar görebilen ancak insan öldürmeyecek yapılar yapmak gibi bir yaklaşımımız olmuş. Bu çok belirsiz bir sınırdır. Bu sınır depremin büyüklüğü ve zemin gibi birçok farklı parametre ile hızlıca aşıldığı için 6 Şubat depreminde yönetmeliklerimize göre yapılan yapılarında yıkılırken can kaybı oluşturduğuna şahit olduk.
Afet sonrası hayata geçirilen kent ölçeğindeki en önemli projelerden biri Şili’de gerçekleştirilmiştir. Şili’nin Maule Depremi sonrası yeniden yapılaşması süreci birçok makaleye de konu olmuştur. Bu projeyi değerli kılan ise yandaki grafik ile özetlenmiş durumda. Şili’de toplumsal katılım ile hükümet desteğinin en yüksek seviyede seyrettiği bir süreç görmekteyiz.
2010 yılında yaşanan 8.8 şiddetindeki Maule depremi ve deprem etkisiyle oluşan tsunamiyle birlikte, ülke genelinde kamu hizmetleri aksamış; barınma, eğitim ve sağlık binaları ile ulaşım ve altyapı donatıları büyük oranda kullanılamaz hale gelmiştir.
Depremin ve tsunaminin etkilerinden, ülke nüfusunun yaklaşık %75’i etkilenmiştir. Bu 12 milyon insanın etkilendiği anlamına geliyor. Bu depremde Maule, Bio-Bio ve O’Higgings bölgelerinde toplam 5 büyük şehir ve 45 küçük kasaba ciddi hasar görmüştür. Binaların %66’sının zarar gördüğü depremde, toplam 190.358 konut kullanılmaz hale gelmiştir.
Deprem sonrasında kent merkezinde, yeniden yapılaşma süreci için tasarım ofisi inşa edilmiş; bu ofiste 3 ay devam eden proje sürecinde, gönüllü mimarlar, mühendisler, yerel halk ve yöneticilerden oluşan 6200 kişi tasarım ekibine katkı sağlamıştır. Halkın istek, öneri ve eleştirileri dikkate alınmış; öneri projeler halk oylamasına sunulmuştur. Oylama sonucunda, kenti olası tsunamilerden korumak ve kişi başına düşen yeşil alan oranını arttırmak amacıyla kıyı şeridinin yeşil alan olarak kaplanmasına karar verilmiştir. Kalıcı konutlar için hükümet tarafından, her ailenin konut ihtiyacı için 40 m2 ’lik bir konutun maliyeti kadar bütçe destek paketi belirlenmiştir. Tasarım ekibi, bu bütçe ile görece kötü bir ev yapmak yerine, iyi bir evin yarısının inşa edilmesine karar vermiştir. Sonuçta ‘Villa Verde’ adı verilen konutlar, iki etaplı inşa edilecek şekilde tasarlanmış ve devlet-halk işbirliği ile hayata geçirilmiştir. Devlet tarafından ilk etapta, her konutun temeli, altyapısı, çatısı, zemin katta yer alan mutfak ve banyosu ile üst katta yer alan bir yatak odası inşa edilmiştir. Zemin katta yer alan oturma odası ile üst katta yer alan iki yatak odasından oluşan ikinci etapların inşaatlarının ise kullanıcıların bütçe, tercih ve isteklerine göre ilerleyen dönemde yapılması planlanmıştır. Kalıcı konutların devlet tarafından yapılan birinci etapları, toplumun temel barınma gereksinimini karşılarken; devletin malzeme desteği sağladığı, ancak toplumun kendi istek, tercih ve imkânlarıyla inşa ettikleri ikinci etaplar ise devletin mali yükünün daha az olmasını sağlamıştır. Şili’de geçici konutlaşmadan yeniden yapılaşmaya kadar ki tüm sürecin, devlet, ve toplum tarafından birlikte, planlı, uyumlu ve sürdürülebilir bir şekilde yönetildiği ve yürütüldüğü görülmektedir.

Masion Française: Böyle olayların ardından yeniden kurgulanacak yaşam alanlarında mimari açıdan nelere dikkat edilmeli?

Mimar Şenol Gökner: Mimarlık parsel ölçeğinde başlayan bir tasarım ve yapı sürecini tanımladığı için bu bölgelerin şehir planlama aşamasında yeniden ele alınması gerektiğini söyleyerek işe başlamak lazım. Bireysel tasarım tercihlerinin söz konusu olacağı aşamaya kadar olan diğer her şeyin doğru tanımlandığını varsayar isek mimarlıkta ve yapısal tasarımda malzeme tercihleri bence en önemli konu olacaktır. Hafif ve sürdürülebilir olan, olası yıkımda betonda olduğu gibi asbest vb. zehirli salınımı yapmayan malzemeler önem kazanmaktadır. Depremlerde bize zarar vermeyecek yapısal elemanlardan oluşan mimari eserler tasarlamalıyız. 99 depreminden sonra bu konuda bir farkındalık oluşmuş hafif çelik yapılar ön plana çıkmıştı ancak bir çok sebepten dolayı bu farkındalık azaldı ve tercih söz konusu olmadı.

Masion Française: Eğer bir kent kurgusu üzerinde çalışıyorsak bu hangi topluluklarla mümkün olur?

Mimar Şenol Gökner: Sizinle önemli bir bilgiyi paylaşarak bu konuyu açıklamak isterim. Aydın ilimize ait Söke ilçesindeki Priene Antik Kenti’nin, M.Ö. 4’üncü yüzyılda kurulduğu, kendine özgü kent planı ile ilk planlı şehir sisteminin öncüsü olduğu biliniyor. Yani planlı şehirlerin ilkinin yer aldığı bu topraklarda 2400 yıl sonra biz plansız şehirlerde yaşıyoruz.
Kentler Şili’de olduğu gibi dramatik toplumsal şokların neticesinde yıkılıp yeniden kurulma aşaması yaşamıyorsa eğer, halkı içine almayan tamamen profesyonellerin yer aldığı tanımlı süreçlerle projelendirilir.
Biz bu ağır deneyimlerden sonra, afeti de içine alan birçok stratejik sebeplerden dolayı Cumhuriyetin 2. Yüzyılında yeni konsept şehirler kurmalı ve yeni bir yerleşim vizyonu ile yolumuza devam etmeliyiz. İşte bu konsept şehirleri kuracaksak eğer şehrin temasına bağlı olarak farklı meslek gruplarını ve toplumsal kesimleri sürecin içine almak gerekecektir.
Demokrasi ile yönetilen bir ülkede şehir planları halkın her katmanının katılımı ve talepleri ile başlamalıdır. Şehir plancılar, mühendisler ve mimarlar profesyonel ekipler olarak işin üretimini yaparken sosyologlar, psikologlar, öğretmenler, sağlıkçılar, iç ve dış güvenlik profesyonelleri vb. diğer grupların dahil olduğu veri toplama ve değerlendirme süreçleri atlanmamalıdır. Ayrıca her yaştan kullanıcıyı temsil eden vatandaşların talepleri mutlaka sürece girdi olarak dahil edilmelidir.

Masion Française: Deprem sonrasında kent ya da bölge tasarımında konutların yanı sıra düşünülmesi gereken diğer yapı ya da oluşumlar nelerdir?


Mimar Şenol Gökner: Depremler bizim kent anlayışımızı dramatik şekilde değiştiren şok etkileri oluşturuyor. Her büyük depremden sonra yönetmeliklerimizde güncellemeler yapılıyor. Yapı tasarım kriterlerinin bazıları yanlışlanıyor bazıları için yeni parametreler ve sayısal değerler belirleniyor. Aynı durum kent ölçeğinde de gerçekleşiyor. Bu bağlamda kent ölçeğinde öne çıkan gerekliliklerden biri ise deprem ve afet parkları. Afet toplanma alanları tanımının ötesinde bir nitelik ve fonksiyon barındıran deprem parklarının iyi tasarlanış örneklerini Japonya’da bulmak mümkün. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de deprem parkları inşa etmeye başladı ama aynı seviyede olduğunu söylemek zor. İhtiyaç duyulacağı gün için altyapısı hazırlanmış halde hazır tutulan deprem parkları hızlı bir şekilde deprem sonrası barınma, hijyen, beslenme, iletişim imkanları, güvenli toplanma, afet yönetimi ve sahra hastaneleri kurulumu için büyük önem arz etmektedir.

Masion Française: Deprem sonrasında kent ya da bölge tasarımında konutların yanı sıra düşünülmesi gereken diğer yapı ya da oluşumlar nelerdir?


Mimar Şenol Gökner: Bu çok önemli ve alt kırılımları olan geniş bir soru. Bizim gibi kıtaların kesişim noktasında ve aktif fay hatlarının üzerinde yer alan ülkeler için ne olmalıdan önce ne olmamalıyı belirlemek belki daha iyi olabilir. Kentlerimiz bu derece beton merkezli olmamalı, yönetmeliklerimiz betonarme yapılara odaklandığı kadar başka sistemler için de veri içermelidir. Beton ana malzeme ve iskelet tasarım bileşeni olmaktan çıkarılmalı, yüksek yapılar için çelik ön plana çıkmalıdır.
Betonarme yapılar tüm detayların birleştiği ve birbirine yapıştığı bütüncül imalat kalemleri süreçleri içerirken, yıkılırken de hep birlikte toz duman halinde yıkılmaktadır. Kendine özgü eksi yönleri olmakla birlikte çelik ve ahşap yapılar ise montaj temelli bir imalat süreci ve malzeme tercihleri içerir.Bu sistemler deprem anında yapı bileşenlerinin zarar görmesine dayalı bir zarar senaryosu oluşturmaktadır. Ancak bu yapı sistemlerinin yangın konusunda riskleri daha yüksektir.

Masion Française: 6 Şubat depreminin ardından bu ihtiyaca sahip yerlerde nasıl adımlar izlenmeli?


Mimar Şenol Gökner: Deprem bölgesinde siyasi irade hızlı bir şekilde çözüm oluşturmak için harekete geçti. Uzmanların betonarme imalatlar için devam eden yer hareketlerinin sorun olduğunu söylemesine rağmen süreç devam ediyor. Unutmamak gerekir ki hız çoğu zaman felakettir. Düşünmek ve planlamak için gerekli en az süreler ve zorunlu süreçler bulunuyor. Biz örnek olarak Şili’nin bahsettiğimiz sürecini kendi gerçeklerimiz üzerinden idealize ederek bu adımları atabiliriz. Toplumsal katılım, profesyoneller ve devlet desteğinin en iyi harmanlanmış modeli olarak Şili örneği bugün kesinlikle bize gerekli şablonu sunuyor.
Toplumsal yapımız buna uygun mu sorusu mutlaka sorulacaktır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da yerelleştirme ve kültürel yapıya uygun bir çözüm üretmek önemli ancak ana şablon olarak Şili örneğini mutlaka değerlendirmeliyiz diye düşünüyorum.
409 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page